Kadın Hastalıkları
Kategoriler
+ Cinsel Hastalıklar
+ Meme Hastalıkları
+ Menopoz
+ Diyet & Beslenme
+ Aile Planlaması
+ Gebelik
+ Ruhsal Hastalıklar

Arama


Ziyaretçi
Şu anda 7 ziyaretçi kadın hastalıkları kütüphanesini gezmektedir.

Etiketler
kist, Doğum Sonrası Seks, Menopozun Tanımı, doğumu kolaylaştırmak, Post Partum Depresyon, Hamilelikte Mide Sorunları, parkinson, Meme Küçültme Ameliyatı, denemee', menopoz belirtileri, Rahim Ağzı Kanseri, vajinismus, bayan doktor, Psikoz, Menopoz Hastalık, menopoz, kereviz kürü diyet, kilo vermenin püf noktaları, Tüp Bebek, doğum egzersiz, Hamilelikte Tarama Testleri, Küretaj, 10 kestane, gebelik alkol, Şiddet,
Davranış Bozuklukları
Davranış Bozuklukları, Davranış Bozukluğu, Ruhsal Hastalık,

Davranış Bozukluğu

Davranış bozukluğunun anaözellikleri başkalarının anahaklarına saldırıldığı ya da içinde olunan içinde olunan yaşa uygun olarak başlıca toplumsal değerlerin ya da kuralların hiçe sayıldığı, tekrarlayıcı bir biçimde ile sürekli olarak görülen bir bozukluktur.

BELİRTİLERİ :

1- Çoğu zaman başkalarına gözdağı vermek, korkutmak ile üstünlük taslamak, kabadayılık.
2- Çoğu kez kavga ile dövüş başlatmak.
3- Sopa, taş, kırık şişe, şiş, bıçak, tabanca gibi başkalarına ciddi bir biçimde fiziksel olarak zarar vermek, yaralamak.
4- İnsanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
5- Hayvanlara fiziksel olarak acımasız davranmak.
6- Diğer insanlara saldırarak soyma, hırsızlık, silahlı soygun yapma.
7- Cinsel olarak diğer insanları taciz etme, zorlama.
8- Yangın çıkarma.
9- Başkalarının eşyalarına zarar verme, kırma, dökme.
10-Başka insanların evine arabasına zorla girme.
11-Bir çıkar sağlamak ile sorumluluktan kaçmak için çoğu zaman yalan söyleme.
12-Başka insanların değerli eşyalarını çalma.
13-Mağazalardan kimse görmeden mal çalma, sahtekarlık.
14-Onüç yaş öncesinden başlayarak ailenin yasaklarına karşı çoğu zaman geceyi dışarda geçirme.
15-Onüç yaşından önce başlayarak çoğu zaman okuldan kaçma, kuralları ciddi biçimde bozma.
16-Onsekiz yaşından sonra antisosyal davranışlar gösterme.

Yukarıdaki tanı ölçütünün, son 6 ay veya 1 yıldır, en az üç tanesi olması halinde davranış bozukluğu teşhisi konulur.

EŞLİK EDEN ÖZELLİKLER VE BOZUKLUKLAR

Davranış bozukluğu olan kişiler, diğer insanların duygularını, arzu, istek ile beklentilerini umursamazlar ile empati yapamazlar. Saldırgan bireyler, belirsiz ortamlarda diğerlerinin niyetlerini düşmanca ile tehdit edici olarak algılarlar. Saldırgan tepkiler verip, bu tepkilerinde de haklı ile mantıklı olduklarına inanırlar. Bu bireyler katı, arsız olup, duruma uygun suçluluk ile pişmanlık duyguları da göstermezler. Çoğu kez arkadaşlarını ele verip, kendi suçları nedeniyle başkalarını suçlarlar. Güçlü görünmeye çalışırlar ama kendilerine güvenleri genelde düşüktür. Öfke atakları, irrite - gergin hal, engellenmeye karşı tolerans düşüklüğü ile sık sık kaza yaptıkları görülebilir. Okul başarıları yaşa ile zekaya göre beklenen düzeyin altındadır (okuma ile sözel becerilerde sıklıkla). İntihar düşünceleri ile intihar girişimleri, rastgele cinsel ilişkilerle hastalık taşıma ile okuldan atılmalar görülür.

Anne ile babanın reddi ile ihmali, huysuz bebeklik dönemi bakımında ile eğitiminde tutarsızlıklar ile baskı, fiziksel ile cinsel sömürü - dayak - denetim eksikliği, çocuğun sınırlarının çizilmemesi, bakım veren kişilerin sık sık değişmesi, ailedeki büyüklerin sayısının fazla olması, suçlu çocuk gruplarıyla arkadaşlık etme de, aileden kaynaklanan bozukluklardır.

Davranış bozukluğu son 10 - 20 yılda artmıştır ile kentlerde daha sık görülmektedir. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. (18 yaşın altındaki erkeklerde % 6 - 16, kızlarda ise % 2 - 9 arasında değişir)

GİDİŞ

Davranış bozukluğu 5 - 6 yaşlarında başlayabilir. Daha çok geç çocukluk ya da erken ergenlik döneminde başlar. 16 yaşındansonra nadir olarak başladığı görülmüştür. Gidişi değişkendir. Erken başlamışsa Antisosyal kişilik bozukluğu riskini artırır. Duygu durum bozukluğu, anksiyete bozukluğu riskleri de vardır.

Genetik ile çevre şartları ile oluşan bir bozukluktur. Alkol bağımlılığı, duygu durum bozukluğu, şizofreni, hiperaktivite bozukluğu, davranış bozukluğu gösteren ailelerin çocuklarında bu bozukluk sık görülür.

Karşıt olma - karşı gelme bozukluğu ile dikkat eksikliği - hiperaktivite bozuklukları ile birlikte bulunabilir. Manik epizod geçiren çocuklarla ile uyum bozukluğu olan çocuklardan ayrılmalıdır. 18 yaşın altındaki bireylere antisosyal kişilik bozukluğu tanısı konmaz.

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

(Bakınız karşıt olma - karşı gelme bozukluğu)

Normal Dışı Davranışlar

Davranış bozukluğu nedir sorusunun yanıtı tarih boyunca insanların ilgi alanı olmuştur. Çin- Mısır -İbrani ile Yunan dillerinde yazılmış yapıtlarda davranış bozukluğu gösteren kişilerde ilgili öykülere rastlanır Yunan mitolojisinde Herkül'ün sara nöbetleri geçirerek insanlara saldırdığı "Deli İbrahim" 'in büyüklük duygularına kapılarak tahtından indirilmesi, Mozart'ın bestelerini yaparken zehirleneceğine dair inancı, Van Gogh'un kulağını kesip bir fahişeye yollaması tarihte "davranış bozukluğu "olarak tanımlanmıştır.

Davranış bozukluğu günümüzde gelişmiş ülkelerde en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir ama hangi davranış normal, hangi davranış anormal konusunda yapılan çalışmalarda net bir bilgiye ulaşılamamıştır. Psikologlar ile Psikyatrlar birbirleriyle teşhis koymada çelişkiye düşmüşlerdir (Zubin 1967)

Bugün bir çok insan normal ile normal dışı davranışlarını kesin bir çizgiyle ayrılarak bir yandan normal davranış gösteren kişiler, bir yanda da davranış bozukluğu gösteren kişiler olduğunu sanmaktadırlar.

Bilimsel açıdan böyle bir ölçüt yoktur. Bedenin fiziksel yapısı ile işlevleri bilindiği ile görüldüğü için, yani somut olduğu için, fiziksel hastalıklardan "Normal olmayan"ın tanımlanması kolaydır. Oysa Psikolojik düzeyde kabul edilebilecek bir normal modeli yoktur. Bu konuda bilimsel araştırmacılar karşıt iki karşı görüş oluşturmuşlardır.

1-Toplumsal normlara, ilkelere uyma normali;
2-Toplumsal kurallardan sapma oranı ise davranış bozukluğunu yani normal dışını belirlediğini söylediler.

Birinci görüşü benimseyenler toplum kabul ettiği sürece belirli bir davranışın normal dışı sayılmayacağını söylerler.

İkinci görüşte olanlar belirli oranda toplum kurallarına uymak, toplu halde yaşamak için gereklidir. Bu olmazsa birey hem kendisine, hem de topluma zarar verebilir ama normallik için ölçütü toplumun onayı değil, kişinin kendini iyi hissedebilmesi olduğunu savunurlar. Bireyin kendi potansiyellerini kullanması ile isteklerini de gerçekleştirmesi de önemlidir, "Toplum bireyin yaratıcılığını bastırmamalıdır" derler. Bu düşünceyi savunan bilimsel araştırmacılar, bir davranış toplumun isteğine uygun ama kendi gelişimini engelleyen ile durduran bir davranışsa normal dışı yada davranış bozukluğu olarak tanımlarlar.

J.G.Jung bireyin toplumsallıkla bireysellik arasında ortada bir yerlerde durması gerektiğini şöyle açıklamıştır. Dünya, dünyanın bir çekim alanı bu çekim alanında belli bir itim mesafede duran bir gezegen vardır. Eğer dünyanın bir çekim gücü olmazsa gezegen uzayın boşluklarında kaybolur. Ama gezegenin belli bir itim gücü olmazsa dünyaya yapışır. Bu benzetme ile dünya toplumu gezegende bireyi temsil eder. Eğer birey aşırı toplumsallaşırsa gezegen gibi kendi olamaz ama dünyanın yani toplumun çekim gücünde kalmazsa da uzayın yani toplumun dışına itilerek kaybolur gider. Birey toplumla kendisi arasında kendine bir yer bulmalıdır.

Özetle tüm bilgilerimizi toplarsak kendine, çevresine ile topluma zarar veren davranışlara sahip kişilere davranış bozukluğu gösteren kimseler diyebiliriz. Ya da bu tanımlamayı Psikolog ile Psikiatrlara bırakarak bize uymayan ama bize zarar vermeden yaşayan insanları yargılamamayı öğrenmeliyiz.

Antisosyal Davranış Bozukluğu

Antisosyal Davranış Bozukluğu :

1- Başkalarının mallarına ile bedensel bütünlüklerine yönelik saldırgan ile duyarsız davranışlar.
2- Başkalarının alanlarına, sınırlarına yönelik mesafesizlik, saygısızlık.
3- Dürtüsellik, dürtülerine göre harekete geçme. Bu insanların uzun vadeli planları olmaz, kısa planlar yaparlar. O anda akıllarından geçtiği gibi davranırlar.
4- Duygu ile öfke patlamaları. Aniden dürtüsel olarak veya önemsizde olsa, bir nedene bağlı olarak bağırıp çağırıp kavgaya girişebilirler.
5- Duyarsızlık. Bu insanlar başka insanların yaşamlarında yol açtıklarıhasarlara karşı duyarsızdırlar. Pişmanlık duymazlar.
6- Yalan söyleme ile hırsızlık. Yalan söyleme ile hırsızlık aslında aynı şeylerdir; yani gerçeği çalmaktır. Kendi dünyalarından dışlamak için gereksiz ortamlarda dahi yalan söylerler. Hırsızlıkları çok yoğun değildir. Genelde sabıka almazlar.
7- Kendine duyarsızlık. Sorumsuz araba kullanmak gibi davranış bozukluğu gösterirler. Kendi başlarına gelebilecek olumsuzlukları da umursamazlar.
Bu insanlarda samimiyetin doğal olmayan bir kısmı " mesafesizlik" vardır. Çocukluk öykülerinde iletişim kopukluğu, kurallara uymama, evden kaçma gibi hikayeler vardır. Henüz ergenlik çağına gelmemiş gençlerse hemen "kişilik bozukluğu" tanısı konmalıdır.
8- Kurallara ile otoriteye baş kaldırma ile uymama vardır. Genel kuralları çiğnerler ile öfke patlamaları ile karşı çıkarlar. En yoğun duyguları öfkedir. Bu öfkeyi maskelemezler ile toplumsal sorunlar yaratacak şekilde dışa vururlar.

Bu kişilerde sevgi arayışı ile kabul edilme önemlidir. Kendilerini algılayamaz, anlayamaz ile kendileriyle ilişki kuramazlar.

Diğer belirtiler :

· Öfke patlamaları, kurallara itaatsizlik, hırsızlık, yalancılık
· Vicdansızlık
· Kendisine güçlü görünme isteği. Dışarıdaki insanlara öfke ile güçlü göründüklerini varsayarak, içlerinde güçlü olduklarını sanırlar.
· Ortamı bilgi ile değil, agresyon gerilimi ile kontrol etmek isterler.
· Kendilerini anlamaktan uzak ile her problemde çözümü dışarda arayan kişilerdir. Öfkeyi dış dünyaya akıttıkça kendini savunmuş olur; ama daha çok öfkelenerek bir kısır döngünün içinde kalır. Köşeye sıkışmış hisseder, riske girer, çaresizliği ile çözümsüzlüğü hep öfke nedeniyledir.
· Bu insanların öfkesini bastırıp yenebilen tek duygu kaygıdır. Kaygı yaşarlarsa öfkeleri sönebilir.

ANTİ SOSYAL YAPININ OLUŞUMU

Çocukluk yaşantılarında sevgi beklentileri verilemediğinden, ya da onların ihtiyaçları olduğu kadar verilemediği için, öfke duyguları gelişmiştir. Esasında hissedebildikleri tek duygu da budur.

Çocukluk yıllarında ebeveynlerinin tüm beklentilerini yerine getirdikleri halde, sevgi alamama haksızlığına uğrama onların kurallara uymamalarına sebep olur. " Ben kurallara uydum. Sizlerin tüm beklentilerini yerine getirdim ama gene beni sevmediniz. Kurallara uymuyorum, onlara çok öfkeliyim" diye düşünür. Sevgiler verilmediği halde ortalıkta dolanan, sevgi arayan, sevgi dilenen, zavallı, sefil çocuk halini görmek istemez. Antisosyallerde bir SAYGI sorunu vardır. Kendi tarzında hala bugün de sevgi aramaktadır. Ancak parası olunca ailesini görmeye gider. Kendine saygı duyamama ile hala sevgi arayan kendime saygı duyamama, kendisine ile diğerlerine hala sevgi aradığı için duyduğu öfke vardır.

Antisosyaller başkalarını önemsedikleri zaman sevgiye ihtiyaç duyabilecekleri ile bunu alamayacakları korkusu ile sevgiye yatırım yapmazlar.

Alkolizm, madde bağımlılığı gibi, aşırı hız gibi kendilerine zarar veren eylemlerde bulunurlar. İç dünyaları fırtınalı ile çok hareketlidir. Duyarsızlıkları bir maske, sevgi açlıklarına karşı giydikleri bir savunma elbisesidir ile denge bulmalarına yardım eder.

Antisosyallerin nörolojik bozuklukları da olabilir. Çocukluktan kalma skelleri olabilir.

Dürtüsellik, kısa vade davranışları, rahatsızlığın ana yapısını oluşturmaktadır.

Tedavi ilaç ile psikoterapi iledir.

Histerionik Davranış Bozukluğu

Histerionik Davranış Bozukluğu aşağıdaki davranışlarla ortaya çıkar :

1- İlgi ihtiyacı
Bu kişiler ilgiye öylesine ihyiyaç duyarlar ki, kendilerini hep ilgi odağı yapacak davranışlar sergileyerek merkezde olma, odak olma çabaları vardır.

2- Abartı
Duygularını, üzüntülerini, sevinçlerini, öfkelerini ( öfkeyi saldırgan olmadan ) abartarak ortaya koyarlar.

3- Abartılı anlatım

Küçük bir olayı çok daha derin bir içerik taşırmış gibi anlatırlar.

4- Abartılı yaklaşım

Kişilerle mesafesizdirler. Yeni tanıştıkları kimselerle doğal olan mesafeyi hızla kapatmak isterler.

5- Cinselliği kullanma
Cinsel çekim yaratmak ile cinselliği vurgulayarak, karşı cinste etki yaratmak isterler. Giyim ile davranışlarını bu yönde kullanırlar.

Bu kişiler genelde yüzeysel ile derine doğru ilerleyememiş bireylerdir. Bu insanlara yaklaşılırsa şişirilmiş bir balon gibi yüzeysel bir genişleme görülür. İçleri boştur ile bir balon gibi sönerler. Çünkü abartılı duygusallığın karşısında YÜZEYSELLİK duygusunun ifadesinde hemen görülür. " Üzüldüğün zaman ne oluyor ? Nasıl yaşıyorsun ? Korku sana ne yaşatıyor?" denildiğinde birşey belirleyemez. Duygu derinliği yoktur. Karşısındaki kişinin ilgisini çekip, ilgiyi aldıktan sonra derinliğe dalamazlar. Bir şekilde narsist bireyleri hatırlatırlar.

Histerionik kişiler, Antisosyal kişiler gibi DÜRTÜSELLİKLE hareket ederler ile ötekini düşünmezler.

Öfke vardır. Dikkati çekemezlerse ilgisizlik karşısında hemen öfkeye kapılırlar.

"KAYGI"lıdırlar. Bu, ilgiyi çekememe kaygısıdır.

Gerçek anlamda kişilerarası ilişkiyi bilemediklerinden, " Abartılı davranmazsam, kimse benle ilgilenmez " düşüncesi vardır.

Dışardan ilgiye muhtaçtırlar, ama dış dünyadaki kişilerle yakınlık kuramadıklarından ilişkileri sığ kalır. Evlenebilirler ile evlilik ilişkileri de belirli bir sığlıkta kalır. Partner buna razı ise evlilikleri sürebilir.

Histerionikler zeki insanlardır. Sosyal gruplarda dikkati çekmek için herkesi eğlendirip palyaçoluk yapabilirler. Yaşamda başarı söz konusu olduğunda ise orta ölçekte kalırlar.

İlgisizlik, başarısızlık ile ilişkilerde sorun yaşadıklarında hemen TERKEDİLME kaygısı taşıdıklarından DEPRESYONA girerler. " Ben daha başka güzel ilişkilere layığım " diyerek abartılı aşk, abartılı istekler adına ilişkilerini kaybedebilirler. Ya da ilişkilerinde dengesizlik yaşayarak yaşantıları sürer.

Depresyona girmezlerse tedavi ihtiyacı duymazlar. Tedaviye gelmişlerse, bilinçlendirme ile bilgilendirme terapileri önem kazanır. Hızlı yüzleştirmelerden hoşlanmazlar, terapiyi bırakabilirler. Sadece sorunları olduğu zaman terapiye gelmek isterler. Bir süreklilik ile iş disiplini göstermekte güçlük çekerler.


Paranoid Davranış Bozukluğu

DSM IV'e göre, paranoid kişi ergenlik yıllarından başlayarak insanların kendisine kasıtlı olarak kötülük yapıp zarar vereceğine inanır. Kişiler içinde bulundukları duruma göre zaman zaman böyle süreçler yaşayabilirler; bu normaldir. Ancak paranoid kişiler, sosyal ortam, kültür ile kişiler değişsede, kültürden bağımsız olarak daima herkesin kötü olduğunu, tehlikeli olduğunu, zarar vereceklerini söyleyerek herkesi itham ederler.

Genelde aile ile iş arkadaşları onlardan bıkar ile terapiye getirilirler; ama onlar kendilerinde bir bozukluk olduğuna inanmazlar ile hep çevreden yakınırlar. Terapiste de güvenmezler ile haksızlığa uğradıklarını söyler dururlar.

Hiçbir yeterli kanıtları yoktur ama daima sömürülüp, zarar görecekleri inançları nedeniyle herkese ile herşeye şüpheyle yaklaşırlar. Sıradan olaylar ile konuşmalardan, kendilerini küçük düşürücü anlamlar çıkarırlar. Gerçek bir olay olursa hemen saldırır ile affetmezler. Şüphecilikleri nedeniyle kendileriyle ilgili hiçbir şey konuşmazlar ile paylaşmazlar. Partnerlerinin sadık olup olmadığından sürekli şüphe içindedirler. Sürekli arkadaşlıkları yoktur. Dünyanın güvenilmez ile ne yapacakları belli olmayan, kötülük düşünen insanlarla dolu olduğuna inanırlar ile sürekli anksiyete yaşarlar. (Ogden, 1986)

(Bakınız Paranoid Kişilik Bozukluğu)

Narsisistik Davranış Bozukluğu

Narsisler herşeyi kendisinin en iyi yaptığına inanan, içlerinde çok önemli işleri başaracaklarına dair düşünceleri olan, eleştirilere kapalı, tepkisel kişilerdir.

Eleştirildiklerinde, kıskanç, kendilerini çekemeyen kişilerle karşı karşıya olduklarını düşünürler. Kendilerinden yukarıda tanımladıkları insanları da, onların elde ettiklerinden dolayı kıskanırlar.

Bir empati (kendini karşındakinin yerine koyabilme) duygusal iletişim kurabilme eksikliği, hissedememe, sevinci paylaşamama vardır.

Kendi amaçlarına ulaşabilmek için, başkalarını hiç vicdan azabı duymadan kullanabilirler. Narsisler, antisosyaller gibi saldırganca değil, sakin bir şekilde başkalarının imkanlarından yararlanırlar.

Devamlı övülme ile saygıya muhtaçtırlar. Karşılarındakinden hayranlık ile saygı alma ihtiyaçları çok yükselmiştir.

Özel bir yaklaşımı hakettiği düşünceleri vardır (Örneğin bir ödeme için sıraya girmemek, rezervasyon gereken otel ile lokantalarda onlara yer açılması gibi).

Öfke patlamaları ile tepkisel davranışlar gösterebilirler (Dürtüsellikle aniden aklına eseni yapma gibi)

Narsisler gergin insanlardır. Havada gerilim vardır, kendimizi denetlememiz gerekir gibi hissederiz.

Terkedilmeye toleransları yoktur. Öfke ile yanıt verirler ile bir süre partnerlerini bırakmak istemezler. Ama sonra sükunet gelir. Bazen kendilerini terkedeni aşağılayarak "Git !" de diyebilirler.

Özsaygı eksiklikleri vardır. Kendilerine iç dünyalarında duyamadıkları saygıyı ile beğeniyi başkalarından almak isterler.
Narsisler çocukluklarında hakettikleri halde sevgi alamamışlar ile hep almaya çalışmış çocuklardır. Hiç ümitlerini kaybetmeden, vazgeçmeden çaba sarfedip sevgi almaya çalışmayı sürdürmüşlerdir.

Yetişkin yaşamlarında " Sevgi almak için ne çok çabalamıştım " diye kendilerine kızarlar ile öfke duyarlar. Kendilerine saygı ile sevgi almak için insafsız davranırlar. Genelde başarılı insanlardır ile yüksek mevkilere yerleşirler. Entellektüel kişilerdir.

Narsisler depresyona girerlerse, psikoterapiye başvurabilirler. Depresyon kendilerini suçlama nedeniyle oluşmuştur ama ben beceremeyen biri olarak geldim demezler. Paranoid, kuşkucu tarafları vardır. Bundan dolayı terapistlerine başlangıçta güvenmeyebilirler. Kaygı ölçekleri de yüksek olduğundan, narsislerle psikoterapi alanında çalışmak, özel bir dikkat ile itina gerektirir.

(Bakınız Narsisistik kişilik bozukluğu)

Yukarıdaki bölümler, Uz.Dr.Serdar Çorum'un, "Jung Analitik Psikoterapi" eğitim çalışması ders notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.

İntihar

(İntihar olaylarında ön teşhis kriterlerinin araştırılması)

Hemen hemen tüm toplumlar yakın zamana dek intihar olayına değişik bir açıdan bakmışlar, onu incelemek ile anlamak istememişlerdir. Pek çok milletin kanunlarında ile dinlerinde intihar edenlere karşı cezalar düzenlendiği hemen hepsinin de bu olayı yasakladığı bilinmektedir.

20. yüzyılda Freud'la başlayan psikanalitik görüş ilk defa intihara bilimsel yönden yaklaşmaya gayret etmiş, " Self Hostilitiy - Self Destruction" görüşleri tutmamıştır.

Son yıllarda psikiyatride büyük gelişme gösteren bir kol olan, Sosyal Psikiyatri konuyu daha anlamlı ele almış ile sosyokültürel faktörlerin büyük önemini ortaya koymayı başarmıştır.

Freud'un "death-instinct" ile "meninger" in öldürme arzuları ile sarılmış olma gibi pek yeterli olmayan açıklamalarından sonra, Schnidman ile Fareberown, psikososyal bir görüşle intiharın nedenini incelenmesi ile saptayabildikleri sebepleri görüyoruz.

İntiharı daha iyi bir şarta geçiş ile onur kazandırıcı bir açıdan görenler, Japonların Harakiri\'si, bazı din ile mezheplerde görülen üstün derecelere ulaşma isteği, bitik, ihtiyar, hastalıklı veya şiddetli ağrısı olanların bir kurtuluş olarak intiharı seçmesi.

Psikozda şiddetli sıkıntı halüsinasyon (Hayal görme) ile illüzyona (Olmayan sesi işitme, yanılsama) bağlı olabilir.

Ölümleri sonucu yasa ile üzüntüye düşürecekleri kimselerin sevgisini kazanıp bu insanları sürekli bir üzüntü ile pişmanlık içinde bırakmak düşüncesi ile.

Yalnızlık, arkadaşsız kalma, birlikte yaşama mecburiyeti, mal ile para kaybı, sevilenlerden ayrılık ile uzaklık veya onları kaybetme, Homoseksüellik, umutsuzluk, idama mahkum olma, kumarda herşeyini kaybetme, iflas, yabancı bir çevreye uyum sağlayamama.

Son yıllarda alkol ile uyuşturucu maddeler ile sinir sistemi uyarıcılarının çok yüksek sayıda kullanılması ile intihar olayları büyük ölçüde artmıştır.

Amerika ile Avrupa'da yakın zaman içerisinde ölümcül hastalığı olan, yoğun biçimde acı çeken insanlara kendini öldürme hakkı (Ötanazi) verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar başlamıştır.



TANIMI

Ölümle sonuçlanan, kendini yok etme eylemi " intihar" olarak tanımlanır. Eylem ölümle sonuçlanmamışsa " intihar girişimi" adını alır.

İntiharla ruhsal hastalıklar arasında önemli oranda bir ilişki vardır. İntihar eden kişilerin %85'inde ruhsal bir hastalık saptanmıştır. Depresyonda olanlardan % 40, psikolojik hasta olanlarda % 2, alkol kullananlarda % 20 oranında olduğu saptanmıştır.

İntihar ile depresyon arasında yüksek bir ilişki vardır. Depresyondaki anaçatışmalardan ile üzüntü, bitkinlik, isteksizlik, boşluk gibi duyguların bozuklukları, intihar öncesi kişilerde görülmeye başlar. Korku, kaygı, öfke, kızgınlık gibi duygulara suçluluk duygusu veya cezalandırma isteği de yerleşebilir. Depresyonda kişinin çevresinden ayrılarak yabancılaşmamasına karşı, intihar olaylarında hastada çevreye ile kendine ilgisizlik, geriye çekilme, kendini yetersiz ile değersiz hissetme duyguları şiddetlenir. Yardım istemez çünkü yardım almayı haketmediğini düşünür.

Kişi kendini intihara götüren tüm bu duygulara ile düşüncelere karşı olumlu, çözüm getirici, acısını dindirebilecek ile yaşamını değiştirebilecek çözümler tasarlayamaz. Kendinde olumsuz yaşam koşullarını ya da ilişkilerini değiştirecek gücü bulamaz. Çaresiz hisseder. Ölümü çözüm getirecek, huzur ile dinginlik sağlayacak bir çıkış yolu olarak algılar.



14.03.2009 tarihinde eklendi 103 kere okundu.
Google | DMOZ | Kadın Sağlığı | Kadın Doğum | Kadın Hastalıkları | Cinsel Hastalıklar | Meme Hastalıkları | Menopoz | Diyet & Beslenme | Aile Planlaması | Gebelik | Ruhsal Hastalıklar  
KadinHastaliklariHakkinda.com, sağlık sitesinde yazılan makaleler bilgilendirme amaçlıdır, tedavi yöntemi olarak kullanılması durumunda sorumluluk tamamen uygulayıcıya aittir. KadinHastaliklariHakkinda.com herhangi sorumluluk kabul etmemektedir.
EOMY TOP 100